SON MEDYALOG
Gürkan Haydar Kılıçarslan
populistus@yahoo.comNEW YEAR’S RESOLUTIONS OF A SURPRISE ENGINEER
( Bir sürpriz mühendisinin yeni yıl kararları )
2005 yılı sonundan beri yazdığım yeniHarman’da Medyalog sayfası 2006 ortalarında başladı. 2008’de seyrek görüştük. Ama 2009 yılı Medyalog için olağanüstü bir yıl oldu. Gazetelere ve televizyonlara bile çıktı. Türkiye’nin ve dünyanın yazarlık telifini okurlarından alan ilk ve tek yazarı Gürkan Haydar Kılıçarslan, kendisine maddi ve manevi destek veren bütün okur ve yazar dostlara teşekkürler eder. Siz bu satırları okuduğunuz vakit 2010 gelmiş olacak. Yeni yılınız kutlu ve umutlu olsun.
GHK, her yeni yıla belli başlı kararlar alarak girmeyi ve hayatında değişik sayfalar açmayı ilke edindi. Bu yılbaşının da aynı kaderden kurtulması olanaksız. Yeni projeler ve yeni atılımlar için haftalardır düşünüyorum. Okur dostlarımdan gelen “devam et” talebini de elbette uzun uzun düşündüm. Lakin hayat zor ve en önemlisi kendini tekrar etmeyen, sürekli geliştiren ve yeni sayfalar açabilen bir yazardır GHK. Oktay Ekşi’nin kırk yıl kurulduğu gibi kurulamam ben bu dergiye. Her güzel şeyin bittiğini ve bazen başlamadan bittiğini birilerinin ispat etmesi gerek. Belki de Allah, bu yüzden GHK’yı yaratmış dostlarım.
Bilenler bilir. 2009 yılı başında yazarlığıma hız vermeyi düşündüm ve mühendisliği sanki sigaraymış gibi bıraktım. O vakit sadece yeniHarman’da yazarken, bir süre sonra LeMan’da, zaman zaman Birgün’de ve en son olarak internet yayıncılığında Medyafaresi’nde de yazmaya başladım. Geriye dönüp baktığımda bu yıl çıkan “Güçsüzlüğün İktidarı” adlı kitabın hacminden çok daha fazla miktarda yazılar yazıldığını görüyorum ve hayretler ediyorum. O yazıların nasıl yazıldıklarını hatırlamıyorum bile. Çoğunda aklım başımdan gitti sevgili dostlarım. Üstelik, her bir yazının yaygın medyada köşe yazan kellelerin bir haftalık toplam yazısından daha fazla olduğu dikkate alınırsa eşşek gibi yazmışım bu yıl. “E bana da yazık” biraz demenin zamanı geldi. Eskiden “aman ayda birkaç mesaj gelir mi ola” diye umutla e-postalarıma bakarken artık neredeyse her gün en az bir saatimi okur dostlardan gelen e-postaları okumaya ve diğer bir saati de o postaları yanıtlamaya ayırmaya başladım. Üstelik gündelik bir yayında yazmadığım halde. Sağ olun. Var olun.
Bu yıl enfes yazılar yazdık hep beraber. Neredeyse her gün aldığım olağanüstü güzellikte ve değerde destek mesajlarının sadece bir tanesini yaygın medyanın sürtük yazarlarından birisi alsa ölene kadar sırıtarak dolaşırdı, lütfen inanın bana. Onların hayatlarında alamadıkları ve alamayacakları gönül destekleri aldım ben. Rüyalarında göremeyecekleri bir okur sevgisini yaşadım. İmza günlerinde ilk defa karşılaştığım okur dostlarımın kendilerini tanıtmadan beni kucaklamalarına alıştım artık. Yahu şaka filan değil. Düpedüz olağanüstü bir şey başardık. Bu sene Hürriyet ve ATV’nin de haberini ettiği bir fenomen yarattık. 3 TL. lık bir dergi alıp içinde sevdikleri yazara 50 TL, 100 TL, 200 ve hatta üzerinde para yatıran gönül insanları yaşıyor bu dünyada ve bu ülkede. Yaygın medyada bir Allah kulunun rüyasında bile göremeyeceği, hayal dahi edemeyeceği bir onuru yaşattınız bana. Sağ olun, var olun.
E ben de elimden geldiğince bu onura uygun yazılar yazmaya gayret ettim değerli dostlar. Hatta bir aralar, GHK’dan ve birkaç başka isimden başka ülkede yaşanan faşizm şartlarına muhalefet eden kimseler bile kalmadı. En umutsuz anlarda GHK çıktı ve her zaman olduğu gibi “umutsuzluğa gerek yok” dedi. Lakin şimdi şartlar değişti, rüzgar başka yönden esmeye başladı. Yavaş yavaş bir dolu tırsak adam yeniden iktidar muhalefetine başlayacaklar ve günü geldiğinde iktidarı sanki onlar alaşağı etmiş gibi hava basacaklar emin olun. Ve yine emin olun ki yarın bir gün AKP iktidardan düşse bütün köşeler yine onların olacak. Çünkü bu fakir kardeşiniz de maalesef onların her ay aldığı ücretleri rüyasında göremiyor.
Bir hayat böyle geçmez. Bir ömür böyle geçmez. Geçenlerde LeMan’da yazdım ve birkaç okur dosttan başka yine herkes şaka yaptığımı sandı. Zalimler bayram etsin. Yarın hasta olsam bir küçücük güvencem yok ve ayda 500-600 TL veya okur dostların en cömert olduğu aylarda 800-1.000 TL gibi bir parayla geçinmek inanın kolay değil ve 40 yaşına gelmiş bir kelle olarak artık GHK’nın da çoluk çocuğa karışması lazım. Bu konuda çevremden inanılmaz baskılar alıyorum. Bu baskılara dayanacak gücüm de kalmadı. Marifetmiş gibi herkes “taş yok mu taş” der gibi “çocuk yok mu çocuk” diyip duruyor. Çocuk sahibi olmadığım için bu ısrarı anlamam olanaksız elbette. Lakin “böyle salak bir dünyada küçük bir GHK olmalı” diyenler giderek beni ikna ediyorlar. Küçük bir GHK’nın giderek salaklaşan bu dünya ile benden çok daha fazla eğlenebileceğini düşünmeye başladım.
Fakat gerçekler acıdır. Üzgünüm ama bu kadar parayla çocuk sahibi olunmaz. İnananlar diyor ki rızkını verecek olan Allah. İyi de Allah’ın işini bu kadar zorlaştırmanın da doğrusu alemi yok. Küçük GHK’yı bilemem ama büyük olanı ne kadar emekçi dostu yazılar yazsa da para harcamayı seviyor. Her ne kadar hakkında iyi şeyler yazmasam da aslında kapitalizmin sıkı bir dostuyum ben. Mesela Starbucks kahvesi üretemeyen bir sosyalist rejimin ilk muhalifi olmaya adayım. En azından bütün dünya solcu olsa Starbucks’ın hür teşebbüs olarak bırakılmasını bile talep ederim ben. E ben nasıl kahve içeceğim Starbuckslarda hesabıma yatan bu kadar paraya değerli dostlarım? Acıyın bana. Cahiliye devrinde Ebu Cehil’in kölesi olsam, Ebu Cehil Starbucks masrafımı karşılamak ile yükümlüydü ama insanlıktan bihaber vahşi liberal kapitalist düzen “kendi kahveni kendin pişir” diyor bana. yeniHarman’ın mütevazi tirajı dikkate alındığında, aslında astronomik bir ücret olan hesabıma yatan para ise maalesef ancak çay, kahve, bira, benzin gibi ayıltan, bayıltan ve kanırtan sıvılara gidiyor ve kendi kendime soruyorum. Değil daha henüz doğmamış olan küçük GHK, yahu kazık kadar olanı ne yiyecek? Tayyip Bey kardeşime 7 yıldır kimselerden görmediği, Ergenekon’u bile 3 kez tercih edeceği muhalefetin kralını yaptım bu sene. İyi de muhalefet karın doyurmuyor ki! Ne yapayım? Ben de Tekel işçilerinin yanında biber gazıyla mı karnımı doyurayım? Bunu mu istiyorsunuz benden? Bir ülkede ne zaman işçiler eyleme başlarsa o ülkenin iktidarı değişir. Kapitalizmin altın kuralıdır bu. Bunu yazabilen ilk ve tek adam olmak karnımı doyurmazken biber gazıyla mı kahvaltı yapacağım? Kusura bakmayın ama lüks restoranlarda köy kahvaltısını tercih ederim ben. Muhtemelen Tekel işçileri de bana katılacaklardır.
Asıl daha kötüsü ne biliyor musunuz? Bu kadar paraya her Allah’ın günü Zaman, Sabah, Bugün, Taraf filan okunmaz. Televizyonlar takip edilmez. Bu yayınları sıkı sıkıya takip edebilmem için elime en az ayda 7.500 TL + SSK + Özel Sağlık Sigortası+ Şirket Otosu + 2020’de uzay seyahati şartlarında bir iş akdi gerek dostlarım. Düpedüz full-time job olması lazım. Versinler bana o kadar parayı. Değil o gazeteleri, Star’ı bile satır satır okurum alimallah. Kolay iş değil benimkisi. Özal zamanında bile yaşanmamış ruhsal sağlığı kaygılar veren çok tehlikeli bir medya düzeni kuruldu, kuruluyor ve görünüşe göre daha da kötüye gidiyor, gidecek. Bu da doğal. Ortalama zekalılar bu işleri böyle anlayabiliyorlar. Halk nezdinde çöken bir taraftarlığı, yandaş bile olmayı beceremeyen ve yalaka bir medya ile yeniden tesis edebileceklerini sanan basit zekalı adamlar var önümüzde. Yandaşlık sözcüğünü çileden çıkartan adamlar doldurdu bütün medyayı. Yalakalık sözcüğünün bile kendisini Boğaz köprüsünden atacağı günler yaşıyoruz. Artık bu adamları GHK’nın yazmasına gerek yok. Kendi kendilerini deşifre ediyorlar zaten. Böyle bir ağır mizaha kalbi dayanabilen herkes yandaş medyayı okusa ve izlese inanın yeter. Gerçekten bana gerek kalmadı dostlar. Düşünsenize dostlarım. Siz olsanız 600 TL paraya az sonra anlatacağım şu yaşanmış sahneye katlanır mısınız? Yalak medya takibinin ne kadar ızdırap verici olduğunu anlamanızı istiyorum. Bir medya dostu profesyonel insanı bile çileden nasıl çıkardıklarını daha iyi bir örnek anlatamaz.
Geçenlerde Kanal 24’ü izliyorum. Her zaman olduğu gibi ve geçen yüzyılda kalan demode bir anlayışla marifetmiş gibi 110 tane işadamıyla Kuveyt’e giden ve sırf bu yüzden Engin Ardıç’ın çok sevdiği Cumhurbaşkanlarından olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağında giden gazetecilerden Posta’cı Hakan Çelik telefon ile heyecanlı heyecanlı sanki 11 Eylül 2001’de New York’dan seslenirmiş gibi ekrandaki televizyon spikerine aynen şunu söyledi ve ekrana az sonra okuyacağınız “inanılmaz” şeyleri yazdılar. Hakan Çelik, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül çok çarpıcı açıklamalarda bulundu” dedi heyecan içinde. Önce “eyvah” dedim. Yeni bir “Her şey çok güzel olacak” filmi ile karşı karşıya mıyız yoksa, diye kaygılandım. Hakan Çelik aynen şöyle söyledi sevgili seyirciler ve bu sözler Marmara vapurlarında yankılandı değerli okurlar. Sıkı durun şimdi... Hakan Çelik, “Sayın Cumhurbaşkanı, ‘herkes memleketin kıymetini bilsin, bu ülke herkesin’ dedi.”dedi... Hayır. Ben bu halka değil. Marmara’nın balıklarına üzülüyorum artık. Onlardan ne istiyorsunuz? İDO vapurlarında izlettirilen Kanal 24’te yankı yaptı bu çarpıcı açıklamalar...
Asıl ben size elimin tersiyle “bi çarpacam” o zaman neyin çarpıcı olduğunu anlayacaksınız ama kolay değil doğrusu fotoğraftaki pozları vermek. Onları da anlamak lazım.Maşallah hepsi rükuda adeta...Yazık yahu! Sizlerin gazeteciliği o uçağın iç çeper kıvrımlarına dönmüş adeta. Üzücü bir durum. Sabah’tan Okan Müderrisoğlu da bu çarpıcı açıklamaları (!) “tarihi çağrı” olarak verdi köşesinde. Herhalde Abdullah Gül kardeşim de bir gece aynı otel çatısı altında uyuduğu Takvim’de yazı yazdırılan tuhaf bir kadının kitabını okur gibi okuyordur bunları ( Takvim yazanı kullandı bu ifadeyi. “Cumhurbaşkanı ile aynı çatı altında uyumak” diye yazısı var. Ben demedim. Uğraştırmayın beni). Bir an için aklına “acaba ben nerede hata yapıyorum da bu adamlar benim karşımda neden böyle uçak gibi eğri duruyorlar?” diyor mudur acaba? Bir gün olsun aklına “neden uçaklarıma şu GHK’yı çağırmıyorum da bu adamları çağırıyorum ve ondan sonra ilkokul öğrencilerinin bile her an her dakika söyleyebileceği benim söylediğim sıradan ve basit cümlelerin komik bir şekilde haberleşmesine müsaade ediyorum” diye düşünüyor mudur acaba?
Kenan Evren’in bir zamanlar söylediği en basit cümleleri dağlara taşlara yazıp hakkında kompozisyon yarışmaları düzenlemiş bir toplumun bunca yıl sonra geleceği yer bu mu olacaktı ey güzel Allahım. Sen bizlere sabır ver! Neymiş efenim. Herkes memleketin kıymetini bilecekmiş. Bu ülke hepimizinmiş. Hatta belki bilmiyor olabilirsiniz dostlar, “çözüm yeri de Meclis’miş” biliyor musunuz dostlar? Abdullah Gül’ün 2009’un en büyük hayal kırıklığı olduğunu yazacak güçte bir yazarı olmadı bu ülkenin, yazık sana Türkiye. Kala kala uçağına 110 tane işadamı alan bir Cumhurbaşkanı ile ne kadar şanslı olduğumuzu bizlere anlatacak Ardıçlar, Ilıcaklar, Altanlar gibi her devrin adamları kaldı bahtına. Ne bahtı kara bir ülkeymiş bu Türkiye. Tıpkı GHK gibi... Kardeşim. Bu halk sen uçağına bir dolu haydut işadamını gezdiresin, bir dolu gazetecilikten nasipsiz kimseleri çocuk gezdirir gibi ülke ülke gezdiresin diye mi yüzde 47 oy verdi 2007’de AKP’ye? Allah için bir düşün... Bir ülke durup dururken faşist olmaz dostlarım. Sırtı kaşınan memleketlerin gazetecileri bünyelerini uçak çeperlerine benzettiklerinde ülke faşizme girmiştir zaten. Yahu sizin hiç sandalyeniz yok mu? Uçak türbülansa girse ne olacak o kafalarınızın hali? Bir şey olmaz diye mi düşünmektesiniz?
( Yeri gelmişken, biri şu Mehmet Altan’ın “Başka Yerde Yok” programında ayağıyla müziğe tempo tutunca, eliyle masaya neşe içinde vurunca ne kadar komik olduğunu anlatsın. Hele hele bir gün öce 7 asker şehit olmuş. Aynı gün 19 maden işçisi katledilmiş. Mehmet Altan beyimiz ekranda neredeyse göbek atacak. Kardeşim, biz bu yazıda da anlaşılacağı üzere geçim derdindeyiz. Memleketin büyük bölümü aş, iş ve can derdinde. Sen de bizim vergimizle TMSF elindeki Cine 5’te gençlik ateşi numaraları yapıyorsun. Yakışmıyor. Kalıbına yazık dedirtiyor. Bu muymuş “bu memleketin ayak numarasını bilen adam” dedirtiyorsun. Eski bir dosttan tavsiye sana. Halk, yanlışlıkla o programı izlese vallahi galeyana gelir ve yemin billah bir günde Üçüncü Cumhuriyeti bile kurar da senin numaran arada kaynar. Benden söylemesi. )
Sonra Star Gazetesi’ne bakıyorum. Bir anket yapmışlar. 2009’un en antipatik ismini soruyorlar okurlara. Seçenekler arasında Onur Öymen, Fazıl Say filan gibi AKP düşmanları ile üç beş magazin ismi var ama bir tane Mehmet Altan, Ergün Babahan ve Ahmet Kekeç yok. Hatta Salih Tuna ve Engin Ardıç bile yok. Sabırla bütün seçenekleri okumak zorundasınız. Valla bu kadar paraya zor bu iş değerli dostlarım. Şu üç günlük dünyada bu tür saçmalıklarla vakit harcayamam ben. Parayı veren düdüğü çalar. GHK’nın okur dostlarından hesabına yatan para ile daha fazla beste yapamayacağım. Yorgunum. Ve asıl önemlisi hayatımı kazanmak zorundayım.
Mesele bu kadar basittir. Kendinizi benim yerime koyun lütfen. Bu kadar paraya geri zekalı ve yoldan çıkmış gündemleri, hem de saptırılan ve yozlaştırılan gündemleri takip edecek bir GHK yok. Kusuruma bakmayın lütfen.
Yazıyı bırakmıyorum. Yazarlık sigara değil ki GHK yazarlığı bıraksın. Ara sıra yine yazacağım elbette. Gittiği yere kadar LeMan’da elbette görüşeceğiz zaman zaman. Fırsat buldukça kalemime hakim ve savcı olamadığım zamanlarda elbette diğer yayınlarda da yazacağım. Hatta yeni kitaplar da gelecektir umuyorum. Lakin beni en çok yoran ve gündem takibi derdiyle zamanımı çalan Medyalog’a en azından bir ara veya belki de esaslı bir son vermenin zamanı geldi. Biliyorum, Ankara’da sağcı devletimizden emekli olasıya kadar maaş alacağı garanti olan, hayatlarında iki damla işçilik yapmadıkları halde kendilerini solcu sosyalist akademisyen filan sanan iki tane akademikyen ile Tayyip Bey kardeşimden başka kimseler göbek atmayacak bu habere ama bazen göz yaşartan kararlar da alabilmeliyiz.
Maalesef, 2009 sonu itibariyle GHK’ya “Gel kardeş. Gel de bi süt sahlep içelim, olmadı Boğaz’da bi rakı-balık yapalım” diyen bir medya patronu yaratmamış Allah-ü Teala. Bu nedenle Ocak ayının ilk haftasından itibaren yeniden mühendislik dünyasının kaynar kazanlarına dalmaya karar verdi GHK.
Belki yeniden görüşeceğiz de. Yarın ne yazacağını veya ne yazmayacağını kendim de bilmiyorum. Lakin Hürriyet’te Kanat Atkaya’nın Fikret Ercan tarafından davet edildiği bir geyik gecesinin Fikret Ercan ve eşine methiyeler eşliğinde yazıldığı bir medyaya GHK yirmi beş gömlek fazladır dostlar. Neymiş efenim? Deer Night’mış. Geyik gecesiymiş. Siz alın o boynuzlarınızı da Nişantaşı barlarında geyik döndürmeye devam edin. Geyiği kapan Üsküdar’ı geçti haberiniz yok, Nişantaşı’na da varmak üzereler. Yahu memleket ne halde? Şunların keyiflerine bak. Meleklerin cinsiyetleri geyiğini mi çevireceksiniz? Hürriyet sayfaları bu kadar mı değersiz kardeşim! Fesüphanallah yarabbelalaemin!... Pazar pazar deli ettiler beni değerli dostlarım. Mazur görün öfkemi.
Böyle bir ülkede GHK yazsa ne olur, yazmasa ne olur dostlarım. Üzülecek bir şey yok. Bırakalım geyik yapsınlar Aydın Doğan çökertilirken, bırakınız Cumhurbaşkanları “havalar da soğudu” diyerek çarpıcı açıklamalarda bulunsun yalakalık sözcüğünü bile utandırarak gazeteci numarası yapan köftehorlar. Herkes hak ettiğini bulur dostlar. Medyalogsuz bir Türkiye isteniyor. O zaman onlara haklarını vermek gerek.
Herkese mutlu 10’lu yıllar... Şükür bitti 100 numaraya döndürülen sıfır sıfırlar... Bir devir biter. Başka bir devir başlar. GHK, sürpriz mühendisidir. Bir sürpriz mühendisinin yıllarca okurlarından maaş alan yazar olarak emekli olmasını bekleyemezsiniz. Bir yıl yeter de artar bile böyle bir unvan için. O halde time’s up! Sözün bittiği yere geldik. Bir röportaj olsaydı ve bana sorsaydınız, “son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?” diye. İşte yanıtım değerli dostlar.
Ne halin varsa gör, ey Türkiye!
THE END.